Tariş İncir Birliği | 1915

Tarihçe


İncir ağacı tabiat ananın mucizelerinden biridir. Lezzetine doyum olmayan meyvesiyle, binlerce yıldır bıkıp usanmadan ödüllendirmektedir. Kuşaklar boyunca hep bolluğun ve bereketin simgesi olarak görülmüştür. 

 

Eski Yunan Uygarlığı’nda incir yaprağından örülmüş taçlar, doğurganlığın sembolü olarak gururla taşınmıştır. Yüzyıllar boyunca incir yaprağı hediye etmek, karşı tarafı ödüllendirmek olarak kabul edilmiştir. İncirin insan için taşıdığı önem o kadar büyük olmuştur ki, kutsal kaynaklarda incirden cennet meyvesi olarak bahsedilmiştir.  

 

Siddharta Guatama’nın Budizm’in temelini oluşturan ilhamı, incir ağacının altında otururken aldığı bilinmektedir.  

 

İncirden sıkça söz eden Eski Ahit, incirden esinlenmiş imge ve benzetmelerle doludur. İncir ağacının gölgesinde oturmak ya da bunların meyvelerinden tatmak, dingin, huzur dolu bir varoluşu tatmakla eş anlamlı gibidir.  

 

Museviler bugün bile Fısıh Bayramı kutlamalarında geleneksel yiyecek olarak inciri kullanırken, İncil’de de cennet bahçesinde yetişen bir ağaç olarak tanımlanmakta ve kutsal bir meyve olması nedeniyle Noel kutlamalarının vazgeçilmez besini olarak gösterilmektedir.  

 

Hz. Muhammed’in de incirle ilgili olarak, “Eğer seçme şansım olsaydı, cennete yanımda incir ağacını götürmek isterdim” dediği belirtilir.

 

Sümerler ve eski Mısırlılar zamanında da yetiştirildiği bilinse de, Anadolu toprakları incirin anavatanı olarak kabul edilmektedir. Tarihçi Herodot, MÖ 484 yılında Anadolu’da yetişen enfes incirlerden övgüyle söz etmektedir. İncirin botanik bilimindeki ismi olan “Ficus Carica” da, Ege Bölgesi’ndeki antik yerleşim alanı “Caria”dan gelmektedir. İncir, daha sonra Anadolu topraklarından Orta Doğu, Hindistan ve Çin’e yayılmış, dünya çapında tanınır hale gelmiştir.